İstanbul'daki Sadberk Hanım Müzesi: İlk özel müze rehberi

Sadberk Hanım Müzesi — Boğaz kıyısındaki Türkiye’nin ilk özel müzesi

Turistik İstanbul Dolmabahçe'de sona erip feribotlar kuzeye doğru uzaklaşırken, Boğaz sessiz ve aristokratik yüzünü ortaya çıkarır. İşte tam burada, Sarıyer ilçesinin Büyükdere semtinde, denizin hemen kıyısında, cephesinde haç şeklinde oymalı süslemeler bulunan ahşap bir yalı duruyor: Sadberk Hanım Müzesi. Bir zamanlar Azeryan Yalısı olarak bilinen bu 19. yüzyıl konağı, MÖ 6. binyıldan kalma Neolitik putlardan 16. yüzyıl Osmanlı nakışlarına ve İznik çinilerine kadar yaklaşık yirmi bin parçadan oluşan özel bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Sadberk Hanım Müzesi, Türkiye'nin ilk özel müzesi ve Anadolu tarihinin, sevgili kadının anısına adanmış evi bir medeniyetler ansiklopedisine dönüştüren Koç ailesinin kişisel tarihi olarak okunabildiği İstanbul'daki tek yer olmuştur.

Sadberk Hanım Müzesi'nin tarihi ve kökeni

Müzenin tarihi, her şeyden önce bir koleksiyonerin hikayesidir. Türkiye'nin en büyük holdingi Vehbi Koç'un kurucusunun eşi Sadberk Koç, gençlik yıllarından itibaren geleneksel el sanatları eserlerini, nakışları, kadın kostümlerini ve Osmanlı dönemine ait aksesuarları toplamaya başlamıştı. Hayatının sonuna doğru koleksiyonu yaklaşık 3500 parçaya ulaşmıştı ve Sadberk Hanım bunların halka sergilenmesini hayal ediyordu. Bu hayali hayattayken gerçekleştiremedi; müze, ailesinin çabaları sayesinde vefatından yedi yıl sonra açıldı.

Açılış öncesinde hukuki bir engel ortaya çıktı: 1970'lerin Türk mevzuatı, özel şahısların müze kurmasına izin vermiyordu. Koç ailesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, özel müzelerle ilgili ayrı bir yönetmelik çıkarılması için yoğun çaba sarf ettiler. Ancak bundan sonra, 1974 yılında Vehbi Koç Vakfı bünyesinde gelecekteki müze için bir vakıf kuruldu ve 1978'de restorasyon çalışmalarına başlandı.

Müze için Azeryan Yalısı seçildi — Sivaslı zengin bir Ermeni Katolik ailesine ait ahşap bir konak. Koç ailesi, burayı 1950 yılında yazlık konut olarak satın almış ve neredeyse otuz yıl boyunca kullanmıştı. Ünlü Türk mimar Sedat Hakkı Eldem'in projesiyle iki yıl süren restorasyonun ardından, müze 14 Ekim 1980'de ilk ziyaretçilerini ağırladı.

1983 yılında vakıf, Hüseyin Koçbaş'ın madeni para ve arkeolojik eserlerden oluşan ikinci özel koleksiyonunu satın aldı ve müze küçük bir arkeoloji müzesine dönüştü. Komşu yarı yıkık yalı, İbrahim Yalçın'ın projesiyle restore edildi; çalışmalar iki yıl sürdü. 24 Ekim 1988'de açılan yeni kanat, Sadberk Hanım'ın kızı Sevgi Gönül'ün adını taşıyan Sevgi Gönül Binası olarak adlandırıldı. Aynı yıl, "Mirasın Korunması" kategorisinde prestijli Avrupa ödülü Europa Nostra'yı aldı. 2023 yılında müze, zengin koleksiyonları ve modern koruma uygulamaları nedeniyle Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın özel ödülüne layık görüldü. Bugün koleksiyonda yaklaşık 20.000 eser bulunmaktadır.

Mimari ve görülmesi gerekenler

Sadberk Hanım Müzesi, Boğaz kıyısında birbirine bağlı iki binadan oluşur ve her biri ayrı bir bölüm gibi okunur. Ana yalı, Avrupa kökenli tarihi bir 19. yüzyıl ahşap villasıdır. Ek bina ise, komşusunun otantik yalısını taklit eden modern bir müze yapısıdır. Bahçenin alanı 4280 metrekaredir ve bahçede dolaşmak bile insana keyif verir.

Azeryan Yalısı: 19. yüzyıl "ip yalı"sı

Ana bina, taş temel üzerine ahşaptan inşa edilmiş ve tahtaya sıva yapılmıştır. Üç kat artı çatı katı; mimari, Avrupa yerel mimari geleneğinden esinlenmiştir. Cephenin en önemli özelliği, binaya komşu konaklar arasında tamamen benzersiz bir görünüm kazandıran haç şeklindeki ahşap kaplamalardır. Bu dekoratif unsurlar nedeniyle yalı, uzun yıllar boyunca halk arasında Vidalı Yalısı — «ipli yalı» — olarak anılmıştır.

İçeride 19. yüzyıl zengin Osmanlı evinin atmosferi korunmuştur. Artık kullanılmayan ana girişin üzerindeki tavan, antik Roma mimarisinden esinlenen süslemelerle bezenmiştir. Ahşap merdivenler üst katlara çıkarken, duvarlar damarlı mermer görünümünde boyanmıştır — bu, klasik bir “aldatıcı dekor” tekniğidir. İkinci ve üçüncü katların ana salonları ve bu salonlara açılan odalar sergi alanları olarak kullanılmaktadır. Çatı katı ise arşiv, çalışma odaları ve bilimsel kütüphaneye ayrılmıştır.

Sevgi Gönül Binası: arkeoloji kanadı

Komşu bina, tarihi ahşap mahalle için önemli bir yangın önleme tedbiri olarak tamamen betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. Ön cephe ahşapla kaplanmış, yan cephe ise ahşabı taklit eden mermer sıva ile kaplanmıştır. Dışarıdan bakıldığında bina ana binanın ikizi gibi görünür ve sadece bir mimar malzeme değişikliğini hemen fark edebilir.

İçeride dört kat bulunmaktadır (ön tarafta üç, arka tarafta ise çok amaçlı salon ve restorasyon laboratuvarı bulunan bodrum katı ile birlikte dört kat). Girişteki zeminler beyaz Afyon mermeri ile döşenmiştir; sergi salonlarının zeminleri ve merdivenleri ise Adapazarı siyah mermeri ile kaplanmıştır. Salonlar gün ışığından tamamen yalıtılmıştır; vitrinler, modern müze tekniğinin ilkelerine göre ayrı ayrı aydınlatılmıştır. Sergi alanının toplam büyüklüğü 625 metrekaredir. Arkeolojik eserler, Neolitik dönem figürlerinden geç Bizans dönemine kadar, kesinlikle kronolojik sırayla sergilenmektedir.

Vitrinlerde neler var: Neolitik dönemden XX. yüzyıla

Arkeoloji kanadında, MÖ 6. binyıldan Bizans'ın sonuna kadar Anadolu'da yaşamış medeniyetlere ait takılar, heykeller, levhalar, cam eşyalar, steller ve sikkeler toplanmıştır. Azeryan Yalısı'nda ise ağırlıklı olarak Osmanlı kökenli İslam eserleri, kumaşlar, kostümler ve nakışlar sergilenmektedir. Koleksiyonun en büyük gurur kaynağı, 15. ve 17. yüzyıllara ait İznik çinileri ve seramikleridir; uzmanlar bu koleksiyonu Topkapı Müzesi'nden sonra dünyanın en iyilerinden biri olarak değerlendiriyor. Ayrı bir bölüm ise 16. ve 20. yüzyıllara ait Osmanlı kadın kostümleri ve aksesuarları: ayakkabılar, çantalar, şapkalar, yelpazeler. Kütüphanede yaklaşık 8700 basılı ve 640 el yazması kitap bulunmaktadır — araştırmacılar için ayrı bir dünya.

İlginç gerçekler ve efsaneler

  • Sadberk Hanım Müzesi, Türkiye tarihindeki ilk özel müzedir. 1980 yılına kadar yasalar, özel şahısların müze kurmasına hiç izin vermiyordu; Sadberk Hanım'ın koleksiyonu için özel olarak ayrı bir yönetmelik kabul edildi.
  • Ana binanın cephesindeki oyma haç şeklindeki süslemeler nedeniyle komşular on yıllardır buraya Vidalı Yalısı — "ipli" veya "vidalı yalı" — adını vermiştir. Bu halk tarafından verilen lakap, müzenin kendisinden daha eskidir.
  • 1988 yılında, Sevgi Gönül'ün yeni kanadı, açılışının hemen ardından modern müze mimarisinin bir örneği olarak Europa Nostra ödülünü aldı; bu, ödülün açılış yılında verilmesi açısından nadir bir durumdur.
  • 2017 yılında koleksiyona, daha önce George Washington Üniversitesi Tekstil Müzesi'nde saklanan Murat Megalli'nin koleksiyonundan 18. yüzyıl ile 20. yüzyıl başlarına ait 69 adet Anadolu halısı ve kumaşı eklendi. Halıların okyanusu aşıp geri dönmesi ayrı bir hikaye.
  • 2007 yılında müzenin yanında, Amerikalı gezgin Josephine Powell’ın ölümünden sonra vakfa bağışlanan kilim koleksiyonunu barındıran Vehbi Koç Yazlık Evi açıldı. Böylece müze tek bir binanın sınırlarını aşarak Boğaz kıyısında küçük bir kültür mahallesi haline geldi.
  • Müze, Tersane İstanbul / Haliçport projesi kapsamında gelecekte Haliç kıyısındaki terk edilmiş liman depolarından birine taşınmayı planlıyor, ancak şimdilik Büyükdere'deki tarihi yerinde kalıyor.

Ulaşım

Müze, İstanbul'un merkezinin kuzeyinde, Boğaz'ın Avrupa yakasında, Sarıyer ilçesinin Büyükdere semtindeki Piyasa Caddesi'nde yer almaktadır. Taksim'den müzeye yaklaşık 20 kilometre uzaklıktadır; trafik durumuna bağlı olarak yolculuk genellikle 40–60 dakika sürer.

En uygun toplu taşıma aracı, sahil yolundan geçen şehir otobüsleridir. Taksim, Kabataş ve Beşiktaş'tan Sarıyer yönüne giden 25E ve 40 numaralı otobüsler, Büyükdere durağı müzenin hemen kapısının önündedir. Eminönü veya Beşiktaş iskelesinden Sarıyer'e giden feribota (Boğaz hattı) binebilir, oradan da yerel dolmuş veya taksiyle 5–10 dakikada Büyükdere'ye ulaşabilirsiniz — bu en manzaralı seçenektir.

İstanbul Havalimanı'ndan (IST) en rahat ulaşım taksiyle (trafik sıkışıklığı yoksa yaklaşık 30 dakika) veya M11 metroyla Kağıthane'ye gidip otobüse aktarma yaparak sağlanabilir. Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan Kadıköy ve Boğaz feribotu aktarmalı yolculuk 1,5–2 saat sürer. Müze çarşamba hariç her gün açıktır; ziyaret öncesinde resmi web sitesinden çalışma saatlerini ve bilet fiyatlarını kontrol etmeniz önerilir.

Seyahat edenlere tavsiyeler

Ziyaret için en iyi zaman, Büyükdere sahilinde yürüyüşün başlı başına keyifli olduğu ilkbahar (nisan-mayıs) ve sonbahar (eylül-ekim) aylarıdır. Yaz aylarında hafta sonları bölge çok kalabalık olur: İstanbullular denize açılır; kışın ise özellikle atmosferik olmakla birlikte, günler kısadır ve saat 17:00'ye doğru hava kararmaya başlar. Her iki binayı da sakin bir tempoda gezmek için 1,5–2 saat ayırın; İznik çömlekçiliği ve arkeoloji kanadını daha ayrıntılı olarak incelemek içinse üç saate kadar zaman ayırın.

Çarşamba günü müze kapalıdır, gezinizi önceden planlayın. İçeride flaşlı fotoğraf çekmek yasaktır, bazı salonlarda ise fotoğraf çekmek tamamen yasaktır (kısıtlamalar kumaş ve kağıtların korunmasıyla ilgilidir). Girişte küçük bir dükkan ve Azeryan Yalısı'nın birinci katında Boğaz manzaralı, mola vermek için hoş bir yer olan bir çay salonu bulunmaktadır. Sergilerin çoğunun ahşap binanın üst katlarında yer aldığını ve hareket kabiliyeti kısıtlı ziyaretçiler için erişimin sınırlı olduğunu unutmayın; asansör ve rampa durumunu önceden kontrol edin.

Ziyaretinizi Sarıyer'de bir yürüyüşle birleştirin: yakınlarda Rumeli Kavağı Kalesi, Emirgan Parkı ve Büyükdere'nin ünlü balık restoranları bulunmaktadır. Karşılaştırmayı seviyorsanız, müze gezisiyle aynı gün Pera Müzesi veya Sakıp Sabancı Müzesi'ni de ziyaret etmenizi öneririz — bu üç özel müze, İstanbul'un en ilginç özel koleksiyonlarından oluşan gayri resmi üçlüsünü oluşturur. Ve son olarak: Sadberk Hanım Müzesi, “Anadolu’da dörtnala bir gezi” değil, adı Türk zanaat sanatına olan sevginin eşanlamlısı haline gelen bir kadının kişisel bakış açısıyla bin yılları yavaşça okumaktır. Yanınıza bir not defteri, telaşsız bir tempo ve iyi bir ruh hali alın — Boğaz size en sakin ama en anlamlı günlerinden birini yaşatacaktır.

Rahatınız bizim için önemli, rota oluşturmak için istediğiniz işaretleyiciye tıklayın.
Toplantı lehine başlamadan birkaç dakika önce
Dün. 17:48
Sıkça sorulan sorular — İstanbul'daki Sadberk Hanım Müzesi: İlk özel müze rehberi İstanbul'daki Sadberk Hanım Müzesi: İlk özel müze rehberi hakkında sık sorulan soruların yanıtları. Hizmetin çalışması, olanakları ve kullanımı hakkında bilgiler.
Sadberk Hanım Müzesi, 1980 yılında açılan Türkiye tarihindeki ilk özel müzedir. Müze, Osmanlı uygulamalı sanatının tutkulu bir koleksiyoncusu olan Sadberk Hanım’ın anısına Koç ailesi tarafından kurulmuştur. Devlet müzelerinden farklı olarak, burada Anadolu tarihi tek bir koleksiyonun kişisel bakış açısıyla okunur: Neolitik dönemden XX. yüzyıla kadar uzanan yaklaşık 20.000 eser, tek bir aile öyküsü altında birleştirilmiştir. Boğaz kıyısındaki tarihi ahşap yalıda yer alması, modern müze binalarında ulaşılamayacak bir atmosfer yaratır.
Koleksiyon iki büyük bölüme ayrılmıştır. Azeryan Yalısı'nın ana binasında İslam ve Osmanlı dönemine ait eserler sergilenmektedir: kumaşlar, nakışlar, 16.-20. yüzyıl kadın kıyafetleri, aksesuarlar (ayakkabılar, çantalar, yelpazeler) ve uzmanlar tarafından Topkapı Müzesi'nden sonra dünyanın en iyilerinden biri olarak kabul edilen 15.-17. yüzyıl İznik çinileri ve seramiklerinden oluşan ünlü koleksiyon. Sevgi Gönül Binası kanadında ise MÖ 6. binyıldan Bizans döneminin sonuna kadar uzanan Anadolu medeniyetlerine ait arkeolojik eserler sergilenmektedir: takılar, heykeller, steller, sikkeler ve cam eşyalar. Kütüphanede yaklaşık 8700 basılı ve 640 el yazması kitap bulunmaktadır.
Müzenin ana binası olan Azeryan Yalısı, cephesindeki karakteristik haç şeklindeki ahşap kaplamalarla süslenmiştir. İpliklerin birbirine dolanmasını ya da vida dişlerini andıran bu sıra dışı dekoratif unsur nedeniyle, komşular on yıllardır bu konağa Vidalı Yalısı — “iplikli” ya da “vidalı yalı” — adını takmışlardır. Bu halk arasında yaygın olan lakap, müzenin açılmasından çok önce ortaya çıkmış ve günümüze kadar yerel dilde kullanılmaya devam etmektedir.
1970’li yıllarda Türk mevzuatı, özel şahıslar tarafından müze kurulmasına imkân tanımıyordu; tüm müzeler tamamen devlete aitti. Koç Ailesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte mevzuatın değiştirilmesi için yoğun bir çalışma yürüttü: özel müzelerle ilgili ayrı bir yönetmelik kabul edildi. Bunun ardından 1974 yılında Vehbi Koç Vakfı bünyesinde bir vakıf kuruldu, 1978'de restorasyon çalışmalarına başlandı ve Ekim 1980'de müze ilk ziyaretçilerini ağırladı; böylece Türkiye müzecilik tarihinde yeni bir sayfa açılmış oldu.
Tüm salonlarda flaşlı fotoğraf çekmek yasaktır. Bazı sergilerde ise fotoğraf çekmek tamamen yasaktır; bu kural özellikle kumaş, nakış ve el yazmaları bulunan salonlar için geçerlidir, zira bu salonlarda ışık maruziyeti malzemelerin bozulmasını hızlandırmaktadır. Ziyaret öncesinde, resmi web sitesinden veya girişteki görevlilerden güncel kuralları öğrenmeniz tavsiye edilir.
Ana bina, üç katlı ve çatı katı bulunan tarihi bir ahşap yapıdır; serginin önemli bir kısmı üst katlarda yer almaktadır. Bu tür bir binada hareket kabiliyeti kısıtlı ziyaretçiler için erişilebilirlik objektif olarak sınırlıdır. Ziyaret öncesinde, asansör, rampa ve erişilebilir güzergâhların mevcut olup olmadığını müze yetkililerinden teyit etmeniz şiddetle tavsiye edilir; durum, restorasyon çalışmaları nedeniyle değişebilir.
Müze her hafta Çarşamba günü kapalıdır. Diğer günler müze açıktır. Sezon ve tatil günlerine göre değişiklik gösterebileceğinden, seyahate çıkmadan önce resmi web sitesinden kesin çalışma saatlerini ve giriş bilet fiyatlarını kontrol etmenizi öneririz.
Europa Nostra, kültürel miras ve mimari alanında Avrupa’nın en prestijli ödüllerinden biridir. Sevgi Gönül Binası’nın kanadı, açıldığı yıl olan 1988’de bu ödüle layık görülmüştür. Komisyon, mimar İbrahim Yalçın'ın kararından çok etkilendi: Bina, tarihi ahşap mahalle için bir yangın önleme tedbiri olarak tamamen betonarme olarak inşa edilmiş olmasına rağmen, dışarıdan bakıldığında komşu tarihi binadan neredeyse ayırt edilemeyen otantik bir yalı gibi görünüyor.
Evet. Sadberk Hanım Müzesi, Vehbi Koç Vakfı bünyesinde yer almaktadır. 2007 yılında müzenin yanına, Amerikalı gezgin Josephine Powell’ın ölümünden sonra vakfa bağışlanan Anadolu halıları koleksiyonunu barındıran Vehbi Koç Yazlık Evi açılmıştır. Böylelikle müze, Boğaz kıyısında küçük bir kültür mahallesi haline gelmiştir. Ayrıca, gelecekte Tersane İstanbul / Haliçport projesi kapsamında tarihi liman depolarından birine taşınması da gündemde olsa da, kesin tarihler henüz açıklanmadı.
İstanbul’un en ilginç özel koleksiyonlarından oluşan gayri resmi üçlüsü, Sadberk Hanım Müzesi, Pera Müzesi ve Sakıp Sabancı Müzesi’nden oluşur. Her biri ayrı bir koleksiyonculuk felsefesi ve uzmanlık alanını temsil eder: Sadberk Hanım — Anadolu arkeolojisi ve Osmanlı uygulamalı sanatları, Pera — oryantalizm ve nümismatik, Sakıp Sabancı — görsel sanatlar ve kaligrafi. Üçünü de uzun bir günde ziyaret etmek teorik olarak mümkün, ancak iki güne yaymak daha iyi.
Azeryan Yalısı'nın zemin katında, Boğaz manzaralı küçük bir dükkan ve çay salonu bulunuyor; burası, gezinin ortasında mola vermek için ideal bir yer. Dükkandaki ürün yelpazesi genellikle kataloglar, Türk dekoratif sanat tarihi üzerine kitaplar ve koleksiyonla ilgili küçük hediyelik eşyalardan oluşuyor.
Kullanım kılavuzu — İstanbul'daki Sadberk Hanım Müzesi: İlk özel müze rehberi İstanbul'daki Sadberk Hanım Müzesi: İlk özel müze rehberi 'nin temel işlevleri, özellikleri ve kullanım ilkelerini açıklayan kullanım kılavuzu.
Ziyaret için en uygun dönem Nisan–Mayıs veya Eylül–Ekim aylarıdır: bu dönemde Büyükdere Kıyısı'nda yürüyüş yapmak başlı başına bir zevktir. Seçtiğiniz günün Çarşamba olup olmadığını kontrol edin (tek tatil günü). Yaz aylarında hafta sonları bölge oldukça kalabalıktır; kışın ise saat 17::00'da hava kararmaya başladığını unutmayın. Her iki binayı gezmek için en az 1,5–2 saat ayırın; İznik çinilerini veya arkeoloji kanadını detaylı olarak incelemek istiyorsanız bu süre üç saate kadar çıkabilir.
Müze, Taksim'in yaklaşık 20 km kuzeyinde, Sarıyer ilçesinin Büyükdere semtindeki Piyasa Caddesi'nde yer almaktadır. En manzaralı seçenek: Eminönü veya Beşiktaş'tan Sarıyer İskelesi'ne giden feribotla, ardından yerel dolmuş veya taksiyle Büyükdere'ye gitmek (5–10 dakika). Alternatif olarak, müzenin hemen önündeki Büyükdere durağında duran 25E veya 40 numaralı otobüsleri de kullanabilirsiniz. İstanbul Havalimanı'ndan (IST) taksiyle gitmek daha rahattır (trafik sıkışıklığı yoksa yaklaşık 30 dakika) veya M11 metroyla Kağıthane'ye gidip otobüse aktarma yapabilirsiniz. Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan ise 1,5–2 saat sürer.
Girişte güncel bilet fiyatlarını ve çalışma saatlerini kontrol edin; bunlar değişebilir. Hangi salonlarda fotoğraf çekilmesine izin verildiğini öğrenin: flaşlı çekim her yerde yasaktır; kumaş ve el yazmaları bulunan salonlarda ise hiç fotoğraf çekilemez. Hareket engelli biriyle seyahat ediyorsanız, personelden erişilebilir rotalar, asansör ve rampa hakkında hemen bilgi alın. Birinci kattaki mağazadan katalog satın alabilirsiniz; bu, sergide daha iyi yön bulmanıza yardımcı olacaktır.
Öncelikle ana yalıdan, yani 19. yüzyıldan kalma tarihi ahşap konaktan başlayın. Binaya “Vidalı Yalısı” lakabını kazandıran cephedeki haç şeklindeki oymalı süslemelere, ana girişin üzerindeki antik motifli süs çıtalarına ve “mermer görünümlü” duvar resimlerine dikkat edin. İkinci ve üçüncü katlardaki ana salonlar Osmanlı uygulamalı sanatına adanmıştır: burada 15.-17. yüzyıllara ait İznik çinileri ve seramikleri, farklı dönemlere ait kadın kıyafetleri ve aksesuarları, nakışlar ve kumaşlar sergilenmektedir. Sadberk Hanım koleksiyonuna tam da bu salonlardan başlamıştı.
1988 yılında açılan ve Europa Nostra Ödülü’nü kazanan bu kanat, dışarıdan ana binanın ikizi gibi görünse de betonarme olarak inşa edilmiştir. İçeride, MÖ 6. binyıldan kalma Neolitik putlardan başlayarak, Bronz Çağı, Antik Çağ ve Helenizm dönemleri üzerinden geçerek geç Bizans dönemine kadar uzanan, kronolojik sırayla düzenlenmiş eserlerin sergilendiği dört sergi katı bulunmaktadır. Salonlar gün ışığından tamamen yalıtılmıştır, her vitrin ayrı ayrı aydınlatılmıştır — bu, takılar, sikkeler, cam eşyalar, minyatür heykeller gibi küçük nesneleri incelemek için özel bir atmosfer yaratır.
Gezinizi tamamladıktan sonra Azeryan Yalısı’nın zemin katındaki çay salonuna uğrayın; burası Boğaz manzaralıdır ve kısa bir mola vermek için idealdir. Ardından Büyükdere sahilinde yürüyüşe çıkın: yakınlarda Emirgan Parkı, Rumeli Kavağı Kalesi ve bölgenin ünlü balık restoranları bulunmaktadır. Zaman ve enerjiniz kalırsa, bu müzeyi aynı gün içinde Pera Müzesi veya Sakıp Sabancı Müzesi ile birleştirerek İstanbul'un en iyi özel koleksiyonlarını gezen gayri resmi bir rota oluşturabilirsiniz.